al yazmalı güzel annem:
ah bir bilsen içimdeki hasreti!
ne hayaller kurdum
ne umutlar yoğurdum
seninle gülmek,
seninle ağlamak için.
nasıl unuturum
yaşam denen havayı
ilk soluduğum anı?
ikimiz de ağlamıştık;
ben terk ettiğim için
mutlu yuvamı,
sense
bir oğul doğurmanın sevinciyle
acılarına bastırmak için
duyduğun dramı…
ağlamalarla sindirmiştik
yüreğimize
sen ak teninde
kol kol gezen sancıyı,
bense
çıplaklığımı saran
acıyı…
bugün gibi hatırlıyorum
kucağına ilk verilişimi;
yavru bedenime dolamıştın
kollarını,
acıdan sapsarı kesilmişti yüzün;
iki mavi boncuk gibi
yüzüme dikmiştin
şevkatli bakışlarını;
silesim gelmişti de
şakağına düşen gözyaşlarını
bir türlü becerememiştim.
“oğlum!” deyip oynattığında
titrek dudaklarını
“annem!” diyemedimse
darılma sakın!
ak göğsünden
yudum yudum
beslemiştim
bugün
ölüm kefenleriyle
doyurduğum karnımı….
‘anne şefkati!’
öğrenip de
bir türlü
heceleyemediğim
ilk sözdür…
nasıl da dinlemiştim
- çocuk yüreğiyle-
korkudan parçalanmış
yüreğindeki atışları …
dilerdim ki
nazar taşlı beşiğimde
- ömür boyu-
bana ninni diyesin;
dilerdim ki
o dualı ellerinle
kaderimi sen çizesin…
oysa zavallı annem!
seni ağız tadında
doyuramamanın,
seni yokluklar içinde
mutlu edememenin hüznü
kahretti beni…
ne yumuşak dizinde yatıp
hayal kurabildim,
ne doyasıya güldüğünü
gördüm…
dahası canım annem:
aydınlık günleri görmeden,
üflemeden
bir ömür boyu
asitlenmiş
zamanın küllerine
bu dünyadan ayrılmana
dayanamam;
ak örtüler altındaki
tabutuna
kara mendil
sallayamam…
senden bir parçayım
ben,
sensiz yaşayamam
sevgili ANNEM!
GÜLMEK İŞÇİSİNE
5 ay önce


Sitenize Eklemek için



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder